19 Ocak 2008 Cumartesi
SEYYİD AHMED ARVASİ HOCANIN VEFATININ 19. YILI
Ölüm biz inananlar için fani hayattan ebedi hayata yolculuğun biletinin kesildiği noktadır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Tüm canlılar ölümü tadacaktır”(Ali İmran 185) buyurmaktadır. Ebedi aleme yolculuk ederken her insan yanında ameli ile gidiyor. Türk İslam Ülküsü’nün üç cilt halinde temel yapıtaşlarını kaleme alan, ülkücü hareketin abide-i şahsiyetleri arasında yer almış büyük dava adamı, Efendiler Efendisi Peygamber Efendimizin soyundan gelen, Seyyid Ahmed Arvasi Hocamızı vefatının 19. yılında Türk İslam Ülkücüleri olarak saygıyla, rahmetle, şükranla anıyoruz.
Büyük dava adamlarını anarken onların miras bıraktığı eserlere göz gezdirmek lazım, eseri okurken zaten onunla sohbet etmiş oluyoruz. Biz kendi değerlerimize sahip çıkmazsak, bu davanın liderlerinden ve onların fikirlerinden haberimiz olmaz ise ne kendimizi yetiştirebiliriz, ne de tam manası ile ülkücü olabiliriz. Ülkücülüğü anlamak için, Ülkücü Hareket’in bugüne gelmesinde emeği geçen abide-i şahsiyetleri tanımak, hareketin geçmişini bilmek gereklidir. Çünkü Arvasi Hocanın DAVA MARŞI’ında belirttiği gibi;
Azmimiz kırılmaz kederle, yasla Ezelden, ebede her var bizimdir.. Ölümden, fenadan korkmayız asla Ölümün öldüğü yer var bizimdir.. Bu dava özüdür İslamiyet'in Bu dava güneşi mazlum milletin Bu dava her şeyden her şeyden çetin Bu yolda dert zulüm, gurbet bizimdir..
davamız büyük ve büyük olduğu kadar da davanın şahsiyetleri de büyüktür.
Arvasi Hoca’nın belirttiği gibi “İnsanlar ideallerine göre şeref kazanırlar!” Ülkücülerin de tek ideali Türk Milletinin tarih deki mefkuresi “İLAY-I KEMLİMETULLAH, NİZAM-I ALEM” dir. İdeali bu olduğundan dolayı Türk İslam Ülkücüleri de bu doğrultuda şerefli insanlardır.
Arvasi Hocanın biz ülkücüler için önemi atalarının milliyeti Arap olmasına rağmen kendini Türk İslam Ülküsünde tarif ettiği “İÇTİMA-İ MİLLİYETÇİLİK” anlayışına göre TÜRK MİLLİYETÇİ’si olduğunu ve bundan da gurur duyduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, Türk İslam Ülkücüleri’nin dil, din, tarih, kültür, örf, adet, gelenek ve görenek birliğini esas alan bir milliyetçilik anlayışı olduğunu belirtmiştir.
Değerli ülküdaşlarım dava büyüklerimizi iyi tanımamız, onların fikirlerini iyi analiz etmemiz gerekmektedir. Ülkücünün belli bir ideali varsa bu ideale ulaşılması için bir bedel olması gerekmektedir. Bizim diğer insanlardan farkımızı sadece sözlü olarak belirtmemiz yeterli değildir. Çünkü insanoğlu duyduklarından ziyade, gördüğüne inanır. Fikirlerin tam anlamıyla anlatılmasını istiyorsak eğer, bu fikirlerimizi yaşantımıza yansıtmamız gerekmektedir. Başka ideallere sahip insanların yaşayışlarıyla bizim yaşayışımızın belirgin farkları olması şarttır. Türk İslam Ülkücülüğü yaşam tarzıdır, yaşanması gerekir.
Fikirleriyle Ülkücü Harekete yön vermiş örnek dava adamı, Arvasi Hocamızın 31 Aralık 2007 tarihi itibariyle vefatının 19. yılında saygıyla, rahmetle, şükranla yad ederken, eserlerini tekrar tekrar okuyup analiz etmek dileğiyle….
Selam –Saygı-Dua ile Allah’a Emanet olunuz.
Ahmet Atalay
TARİH BİLİNCİ
Tarih, insanların, toplumları etkileyen faaliyetlerinden doğan olayları; zaman ve yer göstererek anlatan, olaylar arasındaki nedensel ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkileşimlerini gösteren bir bilim dalıdır. Tarih, millette kök duygusunu uyandırır. Bu duygu, birey veya toplumda bir millete mensubiyet bilincini canlı tutar ve onu derinleştirir.
Tarihçi olayları bizzat görme imkanına sahip değildir. Yani bir fizikçi veya bir kimyager gibi laboratuvarda gözlemleme imkanından mahrumdur. Ancak, olayları gözlemleyenlerin bıraktıkları belgelere dayanarak takip etmek mümkündür. Geçmiş ise herkese farklı bir ışık altında görünür. Tarihçi yazmış olduğu eserinde mutlaka kendi duygu ve düşüncelerine de yer vermiştir.
Tarihin konusu tabiatıyla geçmiş zamandır. Bizden önce yaşamış insan topluluklarının yaşayış biçimleri, yapmış oldukları savaşlar, barış ve antlaşmalar tarihin başlıca konularıdır. Bilim ve sanat dallarındaki gelişmeler ile toplumların din ve inançları gibi konular da tarihin inceleme alanına girmektedir. Tarihin asıl konusu gelişmelerdir.
Tarih sadece geçmişteki olaylar dizisi olmadığı gibi, tarih bilimi de boş yere zaman harcanan basit bir uğraş değildir. Tarih bilimi, insanlara doğru sonuçlara varmaları için yön veren bir düşünce tarzıdır. Geçmişini bilmeyen, kendisini tanımayan bir toplum, tıpkı hafızasını kaybetmiş bir insan, ırmağın akıntısına kapılmış bir dal parçası gibidir. Bütün insanların veya toplumların, geçmişten cesaret almaya, onu öğrenmeye ve bu suretle tecrübe kazanmaya ihtiyacı vardır. Geçmişin bilinmesi, bugünkü değerlerin daha iyi anlaşılmasını sağlar. Ayrıca tarih bilimi, insanlarda ahlak şuurunu uyandırıp, manevi değerlerin gelişmesinde rol oynar. Aileden başlayıp millete doğru gelişen bir sevgi ve bağlılığın doğmasına imkan hazırlar.
Tarih bilimi, insanlara milletlerin geçmişteki yaşantılarını ve diğer devletlerle olan ilişkilerini öğretir. Geçmiş uygarlıkları tanıtır. İnsana, geçmişini değerlendirme ve geleceğini daha iyi biçimlendirme konusunda yardımcı olur. Geçmişini iyi bilen toplum, geleceğini daha sağlıklı bir şekilde biçimlendirebilir. Tarih, insanlığın belleğidir. Ortak duygular yaratır ve geçmiş ile gelecek arasında bağ kurar.
Birey ve toplum, en uzak geçmişten sonsuz geleceğe doğru akıp giden zaman içinde var olduğu ve var olacağı duygusuna ancak tarih bilinci ile ulaşabilir. Bu bilinç, birey ve toplumda kendini gösterdiği zaman tarihîlik de gün yüzüne çıkar. Geçmişten, yaşanılan zamana doğru kesintisiz geliş, her devri ile perde perde açılır. Tarih sahnesinde ne varsa, dikkatler bunların üzerine düşer. Düşünce hâlihazırın dar çerçevesinden çıkıp, yeni bakış ve yorumlar aralığından yeni ufuklara yönelir. Bunu tarih bilinci sağlar.
Tarih bilincine tarih bilgisi olmadan ulaşılamaz. Tarih üzerine bilgi sahibi olmak ise tarih bilincine sahip olmak demek değildir. Tarih bilinci kendiliğinden ortaya çıkmaz; zaman, mekân ve şartlara tarih bilgisi ile bakmak, görüleni yaşanılan anın değerleri ile yorumlamak suretiyle doğar.
Milletlerin ortak ruhunu dokuyan, besleyen ve zenginleştiren kuru tarih bilgisi değil, tarihteki olaylara ve geçmişten kalan her şeye, anın ihtiyaçlarına göre getirilmiş yorumlarla oluşmuş; hayata ve tarihe, varlığı ve ruhu ile iştirak etmekten doğan tarih bilincidir. Tarih bilinci geçmişten beslenmekle beraber ileriye doğru giden düşünceye dayanır ve geleceğe yön vermede belirleyici yer tutar.
Tarih bilinci, tarih bilgisi yanında, geçmişle doğrudan temasa gelmeye de ihtiyaç duyar. Geçmişle teması ise ancak tarihten bugüne kalan eserler sağlayabilir. Bu eserler sadece mekânı fethetmek suretiyle değil, mekânla birlikte zamanı da fethederek devamlılığı sağlayan eserlerdir.
Millet hayatında muayyen bir saat gelmeden belli bir anlayış toplumda akis bulamıyor. Tarih bilinci de böyledir.
Milletler, daha çok yükselme ya da çöküş devrelerinde tarihleri ve sosyal yapıları üzerinde açık seçik bir görüş ve düşünceye ulaşmak için gayret gösterirler. Bu düşünce ve görüşler de çoğunlukla mimarî başta olmak üzere çeşitli sanat eserlerindeki tarih dokusu etrafında şekillenir. Bu eserler, tarih bilincini oluşturacak duygu ve düşünceler için çıkış noktası olur. Bu duygu ve düşünceler de zamanın ihtiyaç duyduğu değerlere göre yeni anlam ve fonksiyon kazanırlar. Millî ruh ve benlik, onlar etrafında, kendisine kuvvet kazandıracak yeni ifade alanları bulur. Şairler, yazarlar, düşünürler, bu eserler üzerinden tarihe, günün beklentilerine cevap verecek yeni yorumlar getirirler. Bütün bunları bize, özel şartlar içinde tarih bilinci kazandırır.
Tarih bilinci, kör bir bakış ile ortaya gelmez. O, tarihte ve tarihin içinden gelen eserlerde, görülmek istenenleri, millî bünyeyi besleyecek şekilde görür, tarihî şahsiyet, olay ve eserler aralığından günü, geleceğe ışık tutacak şekilde yorumlamayla doğar. Vatan sevgisi ve ona bağlılık duygusu da bu eserler etrafında kuvvet kazanır.
Tarih bilinci, yaşanılan anın, bireyin veya toplumun omuzlarına, dahası ruhuna yığıp yüklediği birtakım gereksiz ağırlıkları kaldırır, bireyi ve toplumu bir ruh afiyetine kavuşturur, onlara, gücünü tarihin gerçeklerinden alan yeni hamleler hazırlar.
Ahmet Atalay
